Menzil neden ikiye bölündü ?

Cansu

New member
Menzil Neden İkiye Bölündü? Ya Da Nasıl Bir Aile Drama'sı Başladı!

Hadi gelin, bir durup şöyle derin bir nefes alalım, bu yazıyı okurken biraz gülüp, biraz da kafa sallayarak ilerleyelim. Zira Menzil’in ikiye bölünmesi, bildiğiniz büyük bir dramadan çok, sanki başrollerinde çatışan bir ailenin yer aldığı bir Türk dizisi gibi. Bir bakıyorsunuz, anneler duygusal bir ayrılık yaşıyor, babalar "stratejik" çözüm peşinde koşuyor. Peki, Menzil neden ikiye bölündü? Her şey tam da bu soru etrafında dönerken, konunun her yönüne biraz eğlenceli, biraz samimi bir bakış açısı katmak şart!

Erkeklerin Stratejisi, Kadınların Empatisi: Aileyi Kim Koruyaçak?

Aile içindeki dramaya biraz farklı bir açıdan bakalım. Erkekler çözüm odaklıdır, değil mi? Her şeyi stratejik bir gözle değerlendirirler. "Vallahi ben bu işi çözerim!" diyerek harekete geçerler. Ama biraz derinlemesine inince, Menzil’deki bölünmenin tam da bu bakış açısının bir sonucu olduğunu görürüz. Bir grup erkek, durumu "en kısa zamanda çözmeye çalışalım" diyerek, çatışmayı ve bölünmeyi daha da derinleştiriyor. Çözümün başka bir yerde olduğunu düşündükleri için, bazen fazla agresifleşiyorlar. Ne de olsa stratejik bir çözüm odaklılık, bazen duygusal yanları göz ardı edebiliyor. Ama erkeklerin çözümünü bekleyen kadınlar, “Beni bırakın, ben bir adım attım mı, çözüme de varırım!” diyebilecek kadar inatçıdırlar.

Kadınlar ise işin ilişkisel kısmına bakarlar. Yani, bir şeyin doğru olup olmadığı kadar, bu olayın kimlere nasıl yansıdığı da onların gündemindedir. Menzil’deki bölenler kadınlar için, sadece bir ‘kavga’ değil, daha çok bir ‘yıkılan aile’ meselesidir. Onlar, kendi içlerinde adeta bir “Barış Komitesi” oluşturmuşlardır, çünkü her şeyin duygusal yanları öne çıkmaktadır. “Peki ya kardeşim, ya bu eski ilişkilerden geriye kalanlar?” gibi soruların gündemde olduğu bir dünyada, kadınların tavırları daha sabırlı ve daha dikkatli olacaktır.

Biraz Gülüp, Biraz Düşünelim: Bu Bölünme Gerçekten Gereksiz Mi?

Düşünsenize, yıllar boyunca el birliğiyle yapılan bir işin, bir anda ikiye bölünmesi, yalnızca ‘işin stratejik boyutunu’ değil, kişisel ilişkilerin de nasıl bir çözümsüz hale geldiğini gözler önüne seriyor. Kimse bir anda “Bölünelim!” diyerek başlamaz değil mi? “Beni duydunuz mu? Bu işi çözüyoruz!” diye basit bir çözümle çıkamazsınız ortaya. Birbirinizin gözünün içine bakarak, içsel bir hesaplaşma ve duygusal bir karmaşa başlamazsa, zaten işler bu kadar karışmazdı. Ama Menzil’de bu “Bölünme” tamamen duyguların ve stratejilerin çatışmasından doğan bir karmaşa gibi duruyor.

Peki, bu bölünme gerçekten gereksiz mi? Tüm bu anlaşmazlıklar, kişisel ve toplumsal çıkarlar çatışmaya girerken, belki de mantıklı bir çözüm önerisi gelmelidir. Ama şu da var ki; bazen bir şeyin doğru olma süreci, yılların getirdiği zorunluluklardan bağımsızdır. Kişisel görüşlerden, ahlaki yaklaşımlardan, tüm topluluk yapısından sıyrılarak yapılan değişiklikler, bambaşka bir evrenin kapılarını açabilir. Asıl soru şu: Ne olursa olsun, her şeyin bir şekilde doğru olduğunu düşündüğümüz sistemle mi ilerleyeceğiz, yoksa bazen "bölünerek de çözüm bulabilir miyiz?" sorusunun üzerine mi gitmeliyiz?

Klişelere Takılmamalıyız: Herkesin Kendine Ait Bir Bakış Açısı Var

Gelin, klişelerden bir kenara çekilelim. "Kadınlar duygusaldır, erkekler ise mantıklı!" Bu doğru olabilir, ama sadece bir yönüyle. İnsanlar, cinsiyetlerinden bağımsız olarak, farklı bakış açıları sunabiliyorlar. Hangi çözümü daha doğru bulursunuz? Klasik ve duygusal bir yaklaşımı mı, yoksa çözüm odaklı bir stratejiyi mi? Hem kadınların hem erkeklerin bakış açıları; tam da bu noktada birbirini dengelemelidir. Menzil’in bölünmesi, hem stratejilerin hem de duyguların nasıl etkilediğini net bir şekilde gösteriyor. “Hadi biz stratejiyle halledelim” diye başlayan bir düşünce yapısı, bazen kadınların “Ama, ben böyle bir şey istemiyorum!” şeklindeki duygusal itirazlarıyla karşılaşıyor.

Sonuç Olarak: Bölünme, Bir Çözüm Müdür, Yoksa Kaos Mu?

Menzil’in ikiye bölünmesi, bir çözüm olabilir mi? Gerçekten bir sonuca varılır mı, yoksa daha da karmaşık hale mi gelir? Bunu zaman gösterecek. Ancak kesin olan bir şey var: İnsanlar her türlü ilişkide olduğu gibi, burada da farklı bakış açılarıyla olaya yaklaşacaklar. Sonuçta, hem stratejik düşünenler, hem de duygusal bağlarla ilerleyenler, kendi bakış açılarını savunmaya devam edecekler.

Birlikte çözüm üretmek, karşılıklı olarak farklı görüşlerin de önemsenmesiyle mümkün olabilir. Bu bakış açısıyla, Menzil’deki bölünme, aslında bir tür sınavdan geçiyor. Kim bu sınavı kazanacak? Cevap belli: Zaman, her şeyi çözecek. Ama yine de şu soruyu aklımızda tutalım: Bölünme her zaman çözüm müdür, yoksa çözümsüzlüğün ta kendisi mi?