Sahil Antalya kimin ?

Cansu

New member
Sahil Antalya Kimin?

Sevgili forumdaşlar,

Bugün sizlere içimi burkan, kalbimi saran bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. İster istemez, hepimizin hayatında, her şeyin ötesinde bir soruya odaklandığı anlar olmuştur: "Sahil Antalya kimin?" diye soran bir karakterin düşüncelerini paylaşıyorum. Kimseye ait olmayan bir şey, kimsenin sahip olamayacağı bir yer... Fakat hepimizin bir şekilde, kendi içimizde sahip olmak istediği bir şey. Hadi gelin, bu duygusal yolculuğa çıkalım.

Bir Yerin Gerçek Sahibi Kimdir?

Gökhan, bir mühendis olarak, her şeyin çözüm odaklı olması gerektiğini düşünüyordu. Her problem, çözüm bulunarak aşılabilirdi. Bir gün, Antalya sahilinde yürürken, karşısına çıkan deniz ve kumsalın güzelliği ona bir soru sordurdu. Sahilin her kenarında hayatlar vardı, ama o an, gerçekten kimse bu sahili kendine ait hissediyordu? Bir kayaya oturdu ve içinden bir şeyler hesaplamaya başladı. İnsanlar denizi sahiplenmeye çalışıyordu ama belki de bu toprakların gerçek sahibi sadece zamandı.

Gökhan’ın bakış açısı, pragmatikti. “Bir yere ait olabilmek için, ona gerçekten sahip olman gerekmez,” diyordu. Sonuçta, bir yerin gerçekte sahibi kimdi? Zamanla bu topraklar onlara ait olamayacak kadar eskimişti. Zihninde, sahilin etrafındaki herkesin kaybolan bir parçası olduğunu düşündü. Ama o kaybolan parça neydi?

Kadınların Empatik Yaklaşımı: Sahilin Bambaşka Bir Yüzü

Ceren, aynı sahilde yürürken Gökhan’ın aksine düşünüyordu. Sahil, ona sadece bir doğal güzellik değil, hayatın bir parçası gibi geliyordu. Her dalga, her rüzgar ona bir hikâye anlatıyordu. Sahilin gerçek sahibi, sadece ona bakabilen, dinleyebilen kalplere aitti. Ceren, denizin hışırtısında kaybolan eski zamanları, oraya gelen insanların izlerini görüyordu. Her yudum deniz suyu, bir kadının kalbinde kırık bir aşkı, bir annenin acısını ya da bir çocuğun neşesini saklıyordu.

Kadınlar, sahilin her köşesinde bir ilişki arayışındaydılar. Gökhan’ın çözüm odaklı yaklaşımına karşı, Ceren, her zaman bir bağ kurmayı, bir şeyin iç yüzüne bakmayı tercih ederdi. “Belki de bu sahil kimseye ait değil,” diyordu, “ama biz buradayken, hepimizin bir parçası olabilir.” Ceren için sahil, fiziksel değil, duygusal bir alanı simgeliyordu. Sahil kimin, diye soran bir insan, gerçek anlamda varlıkla, hayatla ve duygularla bağlantı kurmalıydı.

İki Farklı Perspektif, Aynı Gerçeklik: Sahil Kimseye Ait Değil, Hepimizin

Gökhan ve Ceren’in düşünceleri arasında keskin bir fark vardı, ama ikisinin de zihninde aynı sahil vardı. Gökhan, bunun bir soru olarak kalmasını istemiyordu. Her şeyin bir çözümü vardı ve çözüm her zaman belli kurallar etrafında dönerdi. Ceren ise bunun bir içsel yolculuk olduğunu, sahilin ancak gerçekten içsel bir şekilde hissedilen bir yer olabileceğini savunuyordu.

İçsel yolculukları onları bambaşka yerlere götürdü. Ceren, düşüncelerinin yoğunluğunda kayboldu. "Belki de hepimiz o kaybolan parçamızı arıyoruz," dedi, “Sahil, bir kayıp parça olabilir, ama aynı zamanda bir buluş noktasına da dönüşebilir.” Birden, dalgaların getirdiği rüzgarı hissederek gözleri uzaklara dalıp gitti.

Bir süre sonra, sahil konusunda Gökhan’ın da kafasında şüpheler belirmeye başladı. Belki de sahil, çözüm arayışlarından öte bir şeydi. Ne de olsa, çözüm odaklı düşünceler yalnızca zihni rahatlatır, ama duygular… Duyguların çözümü yoktu. Onlar, bizlere sadece bir şey anlatıyorlardı: Sahil, bizim duygusal hallerimizin yansımasıydı. Bir an bir kayayı izlerken, denizle ne kadar bağlantılı olduğumuzu düşündü. "Kim bilir," dedi, "belki de sahilin en büyük sahibi, ona en çok dokunan biziz."

Sahildeki Duygusal Bağlantı

Gökhan, bir an önce hayatının amacını bulmalı, adımlarını ona göre atmalıydı. Ceren ise, her anın içindeki küçük anıları, yansıyan duygusal katmanları görüyordu. Sahil Antalya kimin sorusu, aslında tüm bu iki farklı bakış açısının birleşimiydi. Çözüm arayan bir akıl ve ilişkisel, empatik bir kalp…

Belki de sahil, zamanla unutulmaz izler bırakan anılarla şekillenir. Her adım, her nefes bir anlam taşır. Ceren’in içindeki huzur, Gökhan’ın düşüncelerini daha derinlemesine sorgulamasına yol açtı. Sahilin gerçek sahibi kimdi? Kimseye ait olmayan bir sahil, belki de içsel bir yansıma olmalıydı.

Hikâyemin sonunda, size sorum şu: Sahil Antalya kimin? Gerçekten kimin ve neden sahil, hepimiz için bir anlam taşıyor? Yorumlarınızı duymak istiyorum. Bu hikâyeyi içsel yolculuklarınızı, duygusal bağlarınızı düşünerek paylaşır mısınız?